Kırmızı Kurt Adamla Başlayan Yolculuk…
Yalnızca Türklerin değil, başka milletlerin de kültürlerini ve uygarlıklarını kavrayıp anlamak, onların tarihte bıraktıkları izleri bulmak, zaman denen süreklilikte, içinde biz olmasak bile geleceğe atılacak adımların güvenli, çizgisinin ise sürekli olmasını sağlayacaktır diye düşünüyorum.
12 Haziran 2019 tarihinde The Siberian Times, bilim insanlarının Altay Cumhuriyeti’ndeki Karakol köyünde 1985 yılında buldukları 5000 yıllık bir taş mezarın haberini yaptı.(1) Mezar duvarları olarak kullanılan taşların üzerine çizilen kaya resimlerinin 3 renk (: kırmızı, siyah ve beyaz) boya ile çizildiklerini, mezardaki insanların da aynı renklerde boyanmış olduğunu (göz yuvalarının altında kırmızı, kaş bölgesinde ise siyah ve gümüşî mineral boya izlerinin) belirterek her iki tarafta da kullanılan boyanın özelliklerinin aynı olduğunu yazmışlardır. Burada belki en önemli konu, bilim insanlarının belirttiği gibi, bu mezarın resim sanatçılarının, renkleri sadece mineral karışımı olarak değil, istedikleri hassas renk tonunu yaratmak için temel kimyasal reaksiyonu nasıl gerçekleştireceklerini bildikleri idi…
Ünlü arkeolog V.D. Kubarev’in bu mezarın taş duvarlarındaki kaya resimleri hakkında “Karakol kültürünün görsel materyalleri sayesinde, Altay ve Moğolistan’ın bireysel kaya oymalarının tarihlenmesi ve kültürel kimliğinin belirlenmesi için gerçek bir fırsat ortaya çıktı.” (2) diye yazmıştır.

Resim 1. The Siberian Times’ın 12 Haziran 2019 yılında çıkan sayfasından alınmıştır.
Resim 2. Karakol 2 Kurganı 2. Mezarından bir açı; 1 nolu levha üzerindeki 3 renkli resimler, Karakol, Altay Cumhuriyeti. Kaynak: V.D. Kubarev (2009) Pamyatniki Karakol’skoy kul’turı Altay/Altay Karakol Kültürünün Anıtları. Novosibirsk: İzd-vo İAET SO RAN, s. 120 (Ris. 29)


Resim 3. Karakol 2 Kurganı 2. Mezar’ın 1. Levhası üzerindeki 3 renkli resimler, Karakol, Altay Cumhuriyeti. Kaynak: V.D. Kubarev (2009) Pamyatniki Karakol’skoy kul’turı Altay/Altay Karakol Kültürünün Anıtları. Novosibirsk: İzd-vo İAET SO RAN, 1, 2: s. 122 (Ris. 32, 33), 3: s. 123 (Ris. 34), 4: s. 126 (Ris. 38 Figür 4), 5: s. 146 (Ris 65. 6. levha).
Altay Cumhuriyeti Karakol’daki taş mezar sandukasının duvar resimleri (Resim 1, 2) ile ölülerinde gördüğümüz bu üç rengin seçiminde atalarımızı neyin tetiklediğini, belki Simoba Petru’nun L’art pléistocène dans le monde’un Septembre 2010 sayısında yayımladığı “The power of colour” makalesindeki kırmızı, siyah ve beyaz renk ile ilgili tespitleri cevap verebilir. Petru, kırmızı pigmentin insanlık tarihinde çok erken bilindiğinden bahsederek muhtemelen pigment olarak kullanılan ilk kromatik renk olduğunu ve bu yüzden insanın bilinçaltında özellikle önemli hâle geldiğini belirtir. Bilgin Rusya’nın Sunghir bölgesindeki Üst Paleotik Döneme ait 30.000 yıllık mezarlardaki yaşlı bir adam ile 12 yaşlarındaki çocukların iskeletleri ve birlikte bulunan takılarında kırmızı ve siyah pigment izlerinin görüldüğünü belirtmiştir. Petru dilde ise kırmızının beyaz ve siyahtan sonra ortaya çıkan üçüncü terim olduğunu söyleyerek, ısı ile ateşin temsili olan kırmızı rengin sembolik olarak dönüşümle/geçişle bağlantılı olmasına dikkat çeker ve bu yüzden farklı geçiş ritüellerinde kullanılmasını mümkün kıldığını ifade eder. Bu dönüşüm/geçişlerin en dramatiği yaşamdan ölüme geçiş olduğuna da dikkat çekerek, şamanların bu tür duygusal stres ve duyusal bütünleşme anlarında renklerin güçlü bir sembolik anlamının olduğu belirtir. Kırmızıya ek olarak, siyah ve beyaz pigmentlerin de oldukça erken ortaya çıktığını yazan bilgin, siyahın sıklıkla ölüm, çürüme ve felaket ve fiziksel olarak dışkı ile, beyazın ise zafer, neşe ve maneviyat ve fiziksel olarak meni ve sütle ilişkilendirildiğini belirtir (Turner 1967; Hagan 1970; Jacobson-Widding 1979). Petru renklerin ve şekillerin bazen cenaze törenleriyle de ilişkilendirildiğini yazarak “Beyaz, siyah ve kırmızı renk üçlüsü sanatta erken yaşta ortaya çıkar ve bugün bile en güçlü renk kombinasyonlarından biri olarak varlığını sürdürür.” vurgusunu yapar.

Resim 4. Karakol 2 Kurganı 2. Mezar’ın 1. Levhası, 4. Figür Karakol, Altay Cumhuriyeti. Kaynak: V.D. Kubarev (2009) Pamyatniki Karakol’skoy kul’turı Altay s. 126 (Ris. 38).
Resim 5. 5. Pazırık Kurganında bulunan (200×185 cm.) M. Ö. 4-5. yüzyıllarda yapılan dünyanın en eski halısından bir kesit. Kırmızı, sarı, mavi renkler kullanılmıştır. (Fotoğraf kaynağı: Polos’mak Natal’ya Viktorovna, Barkova Lyudmila Leonidovna (2005) Kostyum i Tekstıl’ Pazırıktsev Altaya (IV—III vv. do n. e.)/ Altay Pazırık’larının Kostüm ve Tekstili (MÖ IV-III Yüzyıllar), s. 138. URL: https://scfh.ru/chapters/bytovye-predmety–kovry/)

S. I. Rudenko’ya göre, 5. Pazırık Kurganındaki halının tamamına 1 milyon 250 bin çift simetrik “Türk” düğümünün atıldığını söyleyerek,(3) en kaliteli koyun yününden yapıldığını belirtir. Yünü maviye boyamak için indigo boya, kırmızıya boyamak için purpurin ve alizarin (kökboya) kullanılmıştır.(4)
Altay Pazırık’larının Kostüm ve Tekstili (MÖ IV-III Yüzyıllar kitabını yayımlayan bilginler halı ile ilgili hayranlıkla şunları yazmışlardır.
“Halının renk şeması, kırmızının hâkim olduğu renk zenginliği ile ayırt edilir. Mavi, mavimsi-yeşil ve yoğun mavi tonları büyük oranda kullanılmaktadır. Sarı ve beyazımsı krem tonları da vardır. Elbette, halının bir zamanlar parlak tonları kaçınılmaz olarak soldu, ancak şimdi bile renk şeması, renk zenginliği ile göze hitap ediyor. Elinizi halının yüzeyinde gezdirdiğinizde, sadece düzgünlüğünü değil, aynı zamanda tüyün kadifemsi hâlini de hissedersiniz, tüm bunlar yüksek kalitesinin kanıtıdır. Halıya baktığınızda, avantajlarından birini daha fark ediyorsunuz – tüm yüzey biraz parlak, daha doğrusu yumuşak bir ışık veriyor. Belki bu özellik yünün işlenmesi veya renklendirme ile ilişkilidir.” (5)

Resim 6. 20. Noin-Ula (Moğolistan) Kurganı, M.Ö. 2-1. yüzyıllar arasında tarihlenen, 25-30 yaşlarında genç bir Hun soylusu kadınının Pazırık kurganlarında da sıkça görülen kırmızı renkli ipek dokuma üzerine bars işlemeli örtü parçası. (Kaynak: Natalya Viktorovna Polos’mak (2009) Kurgan dlya lunolikoy/Ay Yüzlü Kadın Kurganı, s. 127. URL: https://scfh.ru/papers/kurgan-dlya-lunol)
Polos’mak, Ay Yüzlü Kadın Kurganı makalesinde ise şu sonuçları paylaşıyor:
Boyaların belirlenmesi çalışmaları, Rusya Bilimler Akademisi Sibirya Şubesi’nin, Rusya Bilimler Akademisi Sibirya Şubesi Novosibirsk Organik Kimya Enstitüsü’ndeki disiplinlerarası bir projesi çerçevesinde gerçekleştirildi. Moleküler spektroskopi ve sıvı kromatografi yöntemleri kullanıldı. V. Mamatyuk liderliğindeki G. Balakina, E. Karpova, V. Vasiliev’den oluşan küçük bir ekibin üç yıllık araştırması beklenmedik sonuçlar verdi: Pazırık boyamasında o dönem için en iyi bitki ve hayvan kökenli boyalar kullanılmıştır.
Bu boyaların arkeolojik numuneler üzerindeki kombinasyonu, sadece yüksek boyama kültürüne değil, aynı zamanda iki boyayı üst üste koyarak popüler ve ünlü moru taklit edebilen, özellikle çeşitli kırmızı tonları elde eden boyacıların gelişmiş renk algısına da tanıklık ediyor (kırmızı ve mavi).(6)

Resim 7. Sibirya’nın Altay Dağları’ndaki Pazırık’ta 1 No’lu Kurgan’dan çok renkli keçe eyer örtüsüdür. M.Ö. 5. yüzyıl. 1929 yılında Gryaznov tarafından yapılan kazılarda Altay Dağları, Pazırık Sınırı, Bolşoy Ulagan Nehri Vadisinde bulunmuştur. 1934’ten beri Hermitage Müzesinde sergilenmektedir. Müze tarafından açıklama ise şöyledir: Eski Altay göçerleri tarafından kullanılan eyerler, bugün kullanılanlardan farklıdır. Aplike tekniğinde gerçekleştirilen eyer kılıfı, dağ keçisine saldıran grifonun dinamik sahnesini temsil eden iki özdeş kompozisyon ile dekore edilmiştir. Kapağın kenarına yapıştırılan pandantifler, kırmızıya boyanmış at kılı ile süslenmiş ve stilize muflon başları ve boynuzlu kaplanlarla süslenmiştir. Malzeme: keçe, Teknik: aplike, Boyutlar: 119×60 cm.
Türkler göze çarpan renkleri her zaman kullanmışlar. Ünlü tarihçi Prof. Dr. Bahaettin Ögel, İslamiyet’ten Önce Türk Kültür Tarihi adlı eserinde Tuyahtı’da bir kurgandaki Kök Türklere ait bir erkek ölünün elbisesinin üç kat olarak bulunduğunu ve ilkinin koyu kırmızı, ortadakinin yeşil, içtekinin de altın sarısı ipekten olduğunu kaydetmiştir.(7)

Resim 8. 1995 yılında Yingpan M15 mezarından ortaya çıkarıldı.
1995 yılında, Doğu Türkistan’ın Tarım Havzası’nın kuzeydoğu kesimindeki İpek Yolu üzerinde eski bir kasaba olan Yingpan’da da, günümüzden 3000-4000 yıl öncesine ait bir erkek mumyanın üzerinde yün ve ipek dokumalı renkli giysiler bulunmuştu. Bu giysiler üzerinde testler yapılmış ve kaftan, pantalon, kuşak parçalarına kadar kırmızı ve kırmızının birkaç farklı tonunu (kahverengi, bordo) kökboya olarak bilinen ve ana maddesi alizarin ve purpurin olan Latince ismi Rubia tinctorum bitkisinin kullanıldığı tespit edilmiştir.(8)
13. yüzyılda ise İtalyan seyyah Marko Polo, Türkmenlerin halıları ve kumaşları hakkında şunları yazmıştı: “Burada biliyor musunuz, dünyanın en harika ve güzel halıları dokunmakta, çok iyi, daha pahalı kırmızı ve başka renklerdeki kumaşlar dokunmakta.”. Marko Polo, böylece dikkatini en çok çeken kırmızı rengin ve başka renklerin haberini veriyor, kırmızının farklılığını ve diğer renklerden nasıl öne çıktığını anlatıyordu.
Bütün bu arkeolojik buluntularda rastlanan kırmızı, her hâlde Marko Polo’nun sözünü ettiği kırmızı idi.
Kırmızıyı boyamanın bu derece farklı, parlak ve has oluşu; Türklerin asırlardır, kırmızı renge verdikleri değerle ve yükledikleri anlamlarla ilgili olduğunu, bu konuda doktora tez çalışması yapan Zhazira Otyzbay’ın(9) eseri de çok açık bir biçimde göstermektedir. Türklerde renk algısı ve kültürel anlamlandırmasına odaklı bu eserde, araştırmacı “kırmızı/kızıl/al”ı en eski kaynaklardan itibaren incelemiş ve Türklerin ‘Altın, Değerli’, ‘Güzel, Güzellik’, ‘Olgunlaşmış’, ‘Parlak, Güneşli’, ‘Yeni doğan’, ‘Gayret Eden, Çabalayan’, ‘Aşırı’, ‘Kan’, ‘Güzel’, ‘Sıcak, Yakıcı’, ‘karakter’ gibi yaklaşık 20’ye yakın anlam yükleyerek kullandıklarını tespit etmiştir.
Gerçekten de Kökboya (Resim 9,10), Türkler için tarihsel bir boyadır. En eski kullandığımız boya bitkilerinden biridir.


Sabri Atayolu’nun, II. Türk Tarih Kongresi’nde (20-25 Eylül 1937 İstanbul) sunduğu “Türk kırmızı” bildirisinde, boyanın tarihçesini detaylı bir şekilde anlatarak şöyle bildirmiştir:
“Boyacılık tarihine ait çok kıymetli etütleri bulunan Kimyager, Araştırmacı Dr. Karl Reinking/(Neckarhemünd/Heidelberg) Türk kırmızısının Türkler tarafından icat edildiğine dair şu mütalâada bulunuyor; ‘Türk kırmızı boyacılığı, tabiatıyla pamuğun ve diğer nebati ve madeni yardımcı maddelerin bulunduğu bir yerde icat edilmiş olması lazımdır. Bu yer orta Asya stepleridir. Türk kırmızısı boyacılığının orada oturan Türkler tarafından icat edildiği ve oradan Hindistan’a yayıldığı ve Türkiye’nin kurulmasıyla ile neticelen göçlerle küçük Asya’ya geldiği kabul ediliyor.’ bu sebeple Orta Asya’yı tereddütsüz Türk kırmızısının ana vatanı kabul edebiliriz.” (Atayolu 1937: 700)
“Türk Kırmızısı denildiğinde sadece bir renk tonu değil, özel boyama adımları içeren bir teknik de anlaşılmakta”dır diye yazan Leyla Yıldırım(10) ise, Türk kırmızısının tekniğini, Avrupa’nın bu teknik üzerinde nasıl çabalar sarf ettiğinin hikâyesini, uğrunda çok emek ve paranın harcandığını, sırrını çözene ödüllerin verildiği tarihsel bir renk olduğunu makalesinde çok güzel anlatıyor. Avrupa’daki bu ilginç süreci anlatan birçok kitap makale bulacağınızdan eminim.
Binlerce yıl sonra bilinsin istedikleri için en kalıcı ve sert malzemeden olan kayaların üzerine bütün hayatlarını çizen atalarımız gibi, ‘Türk kırmızı’ diye dünyaya nam salmış ve binlerce yıl parlaklığını ve sabitliğini koruyan bu tekniğin elbette elimizde bir tarifi iyi bir yerlerde saklıdır.
Ben de ‘Türk kırmızı’ tekniği üzerinde uzunca bir süre çalıştım. Hem bu tekniği bulup çıkarmak gerekir diye hem de gizemini koruyarak bu teknik sanatı geliştirmek ve sürdürmek bizlere kalmıştır diye düşünüyorum. Bu gidip gelen düşüncelerden hareketle 2020 yılının son aylarında denemelere başladım.
Şunu itiraf etmeliyim ki, pamuklu / selülozik lifleri boyama tekniklerinin ne kadar zor, hassas ve uzun bir süreç gerektirdiğini anladım; bu muhteşem rengi, 31 adımda ve birçok adımda tekrarları olan çok dikkat ve hassasiyet gerektiren bir teknikte uyguladım. Süreç 35 günden fazla sürdü. Yorucuydu, ancak sonunda başarılı oldum. Elde ettiğim Türk kırmızısının bağımsız bir laboratuvarda testlerini yaptırdım ve Prof. Dr. Recep Karadağ Beyefendinin de olumlu görüşlerini aldım. Tarihteki bir izin peşinde olmak ve o izi şimdikizamanda sürdürmek gerçekten heyecanlı ve mutluluk verici bir duygu idi.

Resim 11. Türk kırmızısı tekniği ile boyadığım pamuklu kumaş ve iplik. (A. Semin Barutcu, Kut Kaya Sanatı Atölyesi, 15 Ocak 2021, Ankara)
Her bakımdan mükemmeli bulmak için büyük emekler veren ve bu boyama tekniğini bulan sanatçı atalarımızı saygı ve minnetle anıyorum.
Yüzlerce yıl parlaklık ve haslığını kaybetmeyen Türk kırmızısı tekniği ile boyanmış bu ürünlerin hâlâ müzelerde saklandığını düşünürsek, bu teknik ile boyadığınız her pamuklu kökboyalı kumaş/iplik tarihî olacaktır.
Bu yüzdendir ki “Türk kırmızısı”nın yüzlerce yıldır süzülerek gelen bu tekniğine saygı göstermek ve bu tekniği öğrenmemiz gerek.
Sizlere “Türk kırmızısı” elde etmenin bu uzun süreçlerin bir kısmını, okuduğum yerli ve yabancı araştırma, tez, kitap çalışmalarında belirtilen yöntemlerden benimsediklerime kendi denemelerimi de katarak daha sonraki yazılarımda adım adım anlatmaya çalışacağım.
Notlar
(1) “Revealed: the sophisticated techniques of ancient artists who created these fantastical images” https://siberiantimes.com/science/casestudy/features/revealed-the-sophisticated-painting-techniques-of-ancient-artists-who-created-these-fantastical-images/ Siberian Times Haber tarihi: 12 June 2019, Erişim: 21.01.2021
(2) V. Kubarev (2009) Pamyatnıkı Karakol’skoy Kul’tury Altaya. Novosibirsk: Nauka. Sib. otd-nie, s. 79
(3) S. I. Rudenko (1968) Drevneyşie v mire hudojestvennıe kovrı i tkani iz oledenelıh kurganov Gornogo Altaya. M.: «İskusstvo», URL: https://kronk. spb. ru/lbrary/rudenko-s-1968-2.htm#top; s.26
(4) S. I. Rudenko (1953), Kul’tura naseleniya Gornogo Altaya v skifskoye vremya/ İskit Döneminde Altay Dağlarının Nüfüsu.M.-L., s. 247. URL: https://kronk.spb.ru/lbrary/rudenko-s-1953-07.htm
(5) Barkova Lyudmila Leonidovna, Polos’mak Natal’ya Viktorovna, “Kostyum i Tekstıl’ Pazyryktsev Altaya (IV—III vv. do n. e.), Altay Pazırık’larının Kostüm ve Tekstili (Mö IV-III Yüzyıllar. Novosibirsk, s. 138. https://scfh.ru/chapters/bytovye-predmety–kovry/)
(6) Natalya Viktorovna Polos’mak (2009) “Kurgan dlya lunolikoy/Ay Yüzlü Kadın Kurganı”. Nauka iz pervıh ruk, Cilt 28, No. 4, s. 127. URL: https://scfh.ru/papers/kurgan-dlya-lunolikoy/
(7) Bahaettin Ögel (1962) İslamiyet’ten Önce Türk Kültür Tarihi. Ankara, s. 143.
(8) Jian Liu, Chika Mouri, Richard Laursen, Feng Zhao, Yang Zhou, Wenying Li (2013) “Characterization of dyes in ancient textiles from Yingpan, Xinjiang”, Journal of Archaeological Science, Volume 40, Issue 12.
(9) Zhazira Otyzbay (2016) Türk Kavram Sisteminde Renkler. Ankara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Çağdaş Türk Lehçeleri ve Edebiyatları Anabilim Dalı, Doktora Tezi, Ankara.
(10) Leyla Yıldırım (2014) “Avrupa Tekstil Baskıcılığının Gelişiminde Türk Kırmızısının Rolü”, Yedi: Sanat, Tasarım ve Bilim Dergisi, Yaz 2014, Sayı 12, ss. 11-22.
| Bu e-yazının atıf gösterimini aşağıdaki gibi yapınız: A. Semin Barutcu (2022) “Türk Kırmızısının İzinde (1)”, Kut Kaya Sanatı Yazıları, Yazı #4, 22 Şubat 2022. URL: https://kutkayasanati.com/turk-kirmizisinin-izinde/ |


